İlk Türk Devletleri

1. Hun İmparatorlukları


Aslında çöl, ova, dağ değil yayla iklimine alışık bozkır halkı olan ve bozkırlarda kurulup gelişen kültürün taşıyıcısı bulunan Türkler�in, yayılmaları esnasında, çoğunlukla bozkır ortamının dışındaki sınırlarda durakladıkları, ormanlık, çok sıcak veya rutubetli bölgelere pek girmedikleri görülmektedir. Kendi hayat tarzlarına uymayan yabancı bölgelere nüfuz etmiş Türk zümrelerinin ise, oralarda fazla barınamamaları ve çok kere varlıklarını kaybetmeleri bu açıdan dikkat çekicidir (Çin�de Tabgaçlar, Batı Avrupa�da Hunlar, Balkanlar�da Bulgarlar, Kuzey Hindistan�da çeşitli Türk devletleri vb. gibi).





Bu itibarla Türkler�in irili ufaklı siyasî kuruluşlar meydana getirerek varlıklarını uzun müddet sürdürdükleri saha, Kuzey Çin�den başlayarak bütün Orta Asya�yı, İran�ı ve Anadolu�yu içine alacak şekilde Avrupa�da Tuna dirseğine kadar geniş bir kuşak halinde devam eder. Bugün bile Türk toplulukları umumiyetle aynı Kuzey Çin-Orta Avrupa kuşağı üzerinde yaşamaktadırlar.


Hun Adı


Orhun-Selenga ırmakları ile, Türkler�in kutlu ülke saydıkları Ötüken havalisi merkez olmak üzere güneyde Huang-ho nehri dirseğine kadar genişleyen Hun siyasî birliğinin kesin tarihini M.Ö. IV. asırdan itibaren takip etmek mümkün olmaktadır.

Hunlar�la ilgili ilk tarihi vesika olarak bir anlaşma zikredilmiştir ki, bu da M.Ö. 318 tarihlidir. Bu belge zikredililirse iyi olur. Hunlar daha sonra Çin topraklarında baskıyı artırdılar. Mahallî hanedanlar, uzun müdafaa savaşları sırasında Hun süvarilerinden korunmak maksadı ile, yerleşim sahalarını ve askerî yığınak yerlerini surlarla çevirmeğe başladılar. Çin hanedanından Si-huang-ti (M.Ö. 259-210) Hun taarruzlarına karşı kuzey sınırlarını tamamen buruşmak için, surların iç kısımlarını yıktırırarak elde ettikleri malzeme ile dış surları birbirine bağlamak ve boş yerleri tamamlamak sureti ile meşhur �Çin Seddi�ni meydana getirdi (M.Ö. 214). Böylece Çinliler�le Türk akınlarına karşı en tesirli tedbiri aldıklarına kanaat getirdikleri bir sırada iki mühim hadise vukua geldi. Bunlardan birincisi Çin�de uzun müddet dirayetli imparatorlar yetiştiren Han sülalesi (M.Ö. 202-M.S.220)�nin kurulması, ikincisi, Hun Devletinin başına da Mete Han�ın (M.Ö. 209-174) geçmesidir.

Hunların Sonu

M.S. II. asır başlarında Asya Hunları birbirinden ayrı üç bölüm halinde görünüyordu: 1-Balkaş Gölü havalisinde, Çi-çi Hunları�nın kalıntıları, 2- Cungarya ve Barköl havalisinde Kuzey Hunları (bunlar M.S. 90-91 yıllarında Baykal-Orhun bölgesinden buraya göçmüşlerdi), 3- Kuzey-batı Çin sahasında, Güney Hunları, Moğol soyundan Siyen-pi (H�yen-bi, Hsien-pi)�ler tarafından batıya itilip 216�da hemen tamamen yurtlarından çıkarılırken Güney Hunları da kendi içlerindeki çatışmalar yüzünden tekrar ikiye bölündü ve baskısını artıran Çin, 220�ye doğru bütün toprakları işgal etti. Bununla birlikte Asya Hunları, tabii daha ziyade Çinlileşmiş olarak, 5. asır sonlarına kadar varlıklarını devam ettirmişler ve Çin�in çeşitli bölgelerinde, Tan-hu�lar soyundan gelen bazı kimseler kısa ömürlü küçük devletler kurmuşlardır. Bunlardan üçü: Liu Ts�ung, Hia, Pei-liang. Sonuncu �devlet� de Tabgaç hükümdarı Tai-Wu tarafından nihayete erdirilmiştir.



Gök-Türk Devletinin Kuruluşu (552)


Gök-Türklerin tarih sahnesine çıktıkları anlarda Juan-Juanlara tabi olarak, Altay dağlarında an�anevi sanatları demircilikle uğraştıkları ve Juan-Juan Devletine silah imal ettikleri biliniyor. Fakat o zaman dahi dağınık değildiler. Çou-shu (Çin yıllığı, M. 550-557den)ya göre, Gök-Türk Devletinin kurucusu Bumin (Çincede Tu-men)�in atası olarak gösterilen A-hien, şad ünvanını (Bilge şad) taşıyor ve Bumin�den hemen önce gelen Tu-wa adlı başbuğ da Ta-ye-hu (büyük yapgu) olarak tanınıyordu. Demek ki Türk kütlesinin Juan-Juanlar�a bağlılığı fedaratif mâhiyette idi.

Bumin daha M. 534 yılında kuzey Tabgaç (Wei) idarecileri ile siyâsî münasebet kurmuş, M. 542de akıncılarının başında Huang-ho nehri yakınlarında görünmüş ve M. 545�de batı Tabgaç hükümdarının gönderdiği elçiyi �imparatorluktan nezdimize heyet geldi, devletimiz bundan gurur duyar sözleri ile karşılamıştı. Gök-Türk hanlarından İşbara, 585'teki bir konuşmasında Gök-Türk devletinin �50 yıl önce� kurulduğunu söylemiştir ki, bu da 535 tarihine düşer.

Ancak Bumin�ın 546�da Juan-Juan devletine karşı bir Töles ayaklanmasını bastırdığı için, o devlet hükümdarı ile eş-değerde olduğunu göstermek maksadı ile, onun kızı ile evlenmek isteğinin kabaca reddedilmesi üzerine üst-üste vurduğu darbelerle Juan-Juan devletini çökertip arazisini tamamen işgal ettikten sonra resmen �il-kagan� unvanını alması ve böylece, merkezi, eski büyük Hun imparatorluğunun başkent bölgesi, Ötüken (Orhun ırmağının hemen batısında, 47. enlem 101, boylam�da) olmak üzere hakanlığı kurması 552 yılında olmuştur.




Uygur Hakanlığının Kuruluşu



745 de Gök-Türk idaresini yıkarak, Ötükende bir hâkanlık kuran Uygurlar 9 uruğdan meydana gelen bir birlik olup Karluk ve Basmılları da kendilerine bağladıklarından birlikteki kabile sayısı 11e yükselmişti. Orhun kıyısındaki başkenti Ordubalık (sonraki Kara-balgasun yakınında)ı kuran ilk Uygur hâkanı Kutlug Kül Bilge 747de öldü. Yerine oğlu Mo-yen-çur kagan oldu (Tanrıda bolmuş il etmiş Bilge kagan 747-759).

Bugünkü kuzey Moğolistanda Şine-usu gölü yakınındaki Uygur hâkanlığının ilk devri için çok mühim olan, kitâbeden anlaşıldığına göre, ihtimâl o sırada Basmılların birlikten ayrılmış olması dolayısıyla 10 kabileden kurulu Uygurların hâkanı Mo-yen-çur, kuzeyde Kırgızlarla, batıda Karluklar ve onlara yardım eden Türgişler ve Basmıllarla, ayrıca Sekiz-oğuz, Dokuz-Tatar ve Çiklerle savaşmış, hâkimiyetini Yenisey kaynakları, Çu-Talas havalisi, iç- Asya ve Kerulene kadar yaymış, oğullarını yabgu, şad tâyin etmişti. Fakat asıl Çin üzerinde tesirli oldu.


Uygur Devletinin Ortadan Kalkması


Gittikçe yoğunlaşan Manihaizm tesirleri dolayısıyla Uygurlarda görülen gevşemeye karşılık, Yenisey bölgesinde yeni bir kudret halinde kendini gösteren ve 20 yıldan beri Orhun bölgesini baskı altında tutan Kırgızlar 840 yılında kalabalık kuvvetlerle Uygur topraklarına girdiler. Kara-Balasanu zapt ederek hakanı öldürdüler. Ahaliyi kılıçtan geçirdiler. Ötükende devletleri yıkılan Uygurlar kütleler halinde yurtlarını terk ederek Çin sınırlarına ve daha kesif olmak üzere, zengin ticaret merkezlerinin bulunduğu İç-Asyaya, Beş-balık, Turfan, Kuça vb. sahasına göçtüler.

Hakanın ailesinden iki kadreş tarafından idare edilen bu göçten sonra Uygur tarihinin ikinci safhası başladı. Göç sırasında, başlarında, kendileri tarafından kağan seçilen prens Vu-hi Tegin (841846)in bulunduğu Uygurlar bir müddet bazen Kırgızlar, bazen Çinliler tarafından hırpalandıktan sonra, bir kısmı Çin tabiiyetine girerken, diğerleri, 5. asırdaki eski yurtlarına, batıya doğru yollandılar ve her iki tarafta da devletler kurdular. Fakat bunlar artık Bozkır Türk Devletinden farklı idiler. Hakimiyeti genişletme düşüncesinde olmamış, büyük siyasî çatışmalara girmemiş, başta Çin hükümetleri olmak üzere, komşuları ile dostluk ve ticaret münasebetlerini devam ettirmeyi tercih etmişlerdir.

Adlarının menşei ve manası hakkında çeşitli görüşler ileri sürülmüş olan Kırgızlar Çin kaynaklarında Ki-ku, Kien-kun adları ile zikredilmekte ve Hanlardan (M.Ö.206-M.S.220) beri mevcudiyetleri bildirilmektedir. Asya Hunları zamanında kuzey-batıda Baykalın batısında İrtiş Nehri havalisinde bir Türk kavmi olan Ting-linglerle karışık olarak oturmuşlardır.

Fakat Kırgızlar kaynaklarda Türk asıllı gösterilmekte ve tahminen 5-6. asırlarda, Türkleşmiş kavimlerden sayılmaktadır. 6. asır sonlarında Çin kaynaklarında Hia-kia-sseu diye zikredilen Kırgızların Gök-Türk hakanı Mu-kan zamanında, 560�a doğru, hakanlığa bağlandıktan sonra (630-680) arasındaki fetret devrinde müstakil bir kagana sahip olmalarından anlaşılıyor. II. Gök-Türk hakanlığı devrinde tekrar Gök-Türk idaresine alınan Kırgızlar, Mo-yen-çur Kağan tarafından Uygur hakanlığına bağlanmış (758), fakat 840 yılında şiddetli bir hücumla Uygur devletini yıkarak Ötüken�de kendi devletlerini kurmuşlardı.

Ancak orada fazla kalamadılar. 920�de bütün Moğolistanı ele geçiren K�i-tanlar (Çin�de Liao sülalesi) Kırgızları Ötüken bölgesinden çıkartıp, eski yurtlarına sürdüler. Ki-tanlar ve devamları olan Kara-Hitayların Yenisey havalisine kadar sokulamadıkları anlaşılıyor. Cengiz Han Moğolistanı idaresi altında birleştirmek istediği için, Merkit ve Naymanlarla olan savaşları sırasında Kırgızları da itaate almıştır (1207) ki bu suretle Kırgızlar Cengiz Han Moğollarına itaat eden ilk Türk kavmi oluyorlar. 1217de Moğollara karşı direnmek istedikleri için, ertesi yıl, Yeniseyi buz üzerinden geçen, Cengizin oğlu, Coçi tarafından tenkil edilen Kırgızların artık hakanları olmamıştır.

Tolui ulusuna dahi edilen iki kısım halinde yaşamaya devam ettiler. Kırgız kavminin, Uygur Hakanlığını, yıkarak işgal ettiği Ötükende tutunamayıp, buranın Moğol Ki-tanlara geçmesine ve tam idrak ve intibak edemediği Orhun kültüründen ortadan kalkmasına sebep olmak, dolayısı ile eski Türk Hakanlar yurdunu, bir daha geri gelmemek üzere Moğollara intibak ettirmek suretiyle Türk tarihinde oynadığı menfi rol dikkatten kaçmamıştır. Nitekim Karluklar Ötüken�de Kırgız hakimiyetini reddetmişlerdir.

Karluklar


İlk olarak Çin yıllığı T’ang-shu (7. asır)’da zikredilen (Ko-lo-lu) ve adları Karlık (kar yığını) manasına gelen Karluklar’ın Türk soyundan geldikleri ve Gök-Türkler’in bir boyunu teşkil ettikleri aynı Çin kaynağında belirtilmiş ve oturdukları saha olarak da Altaylar’ın batısındaki Kara-İrtiş ve Tarbagatay havalisi gösterilmiştir. On-oklar’ın bir kısmının meydana getirdikleri anlaşılan Karluklar bu arada üç kabileden kurulu birlik halinde bulunuyorlardı (Üç-Karluk). Daha İstemi Kağan zamanında Türk hakimiyetinin Hazar'ın kuzeyi ve Maveraünnehir’e doğru genişlemesinde şüphesiz büyük rolleri olmuştur. Her iki Gök-Türk hakanlığı devrinde Karluklar’ın durumu yukarıda açıklanmıştı. 630-680 yılları arasında, diğer Türk boyları, gibi, bunların da zaman zaman Çin’e başkaldırdıkları görülmektedir.

640 sıralarında Turfan’ın kuzeyine kadar Karluklar Çinliler tarafından mağlup edilerek (650), P’ei-ting eyaleti (Tanrı Dağları’nın kuzey sahası)’na bağlandılar. Fakat boya bağlı her kabile kendi reisleri tarafından idare ediliyordu. Bu haberi veren Çin kaynaklarının, 665’e doğru Karlukların Çin nüfuzundaki ne Batı ne Doğu Gök-Türk kanadına bağlı olmaksızın yaşadıklarını kaydetmesi dikkate değer. Evvelce Kül-Erkin ünvanını taşıyan Üç-Karluk beyi bu tarihlerde “Yabgu” ünvanını almıştı ve kuvvetli bir orduya sahip idi.

Daha sonra Kapagan Kagan tarafından II. Gök-Türk hakanlığına bağlandığını gördüğümüz Karluklar, Çin’in de teşvik ve tahriki ile Gök-Türklere karşı ayarlanarak şiddetli mücadelelerde bulunmuşlardı. Bilge Kagan’ın ölümünden sonra, tekrar faaliyete geçerek Uygur ve Basmıllar’la birlikte, Gök-Türk hakanlığının yıkılmasında müessir oldular. Basmıllar hakim duruma geldikleri sırada (742) “Sağ yabgu” mevkiini alan Karluk başbuğu, Uygur hakanlığının kurucusu Kutlug Kül Bilge zamanında daha üstün sayılan “Sol Yabgu”luğa yükseltildi. Fakat bu Karlukların tamamını temsil etmiyordu. Beş-balık havalisinde oturan Karlukların kendi seçtikleri ayrı bir yabguları vardı: Ton-Bilge. Ancak Ötüken’de yeni kurulan Uygur hakanlığı bütün Karluklar tarafından üst tanınıyor ve yabgular hakana bağlı bulunuyorlardı.



Oğuz Yabgu Devleti


Oğuzlar 10. asrın ilk yarısında, kışlık merkezi Yeni-kent olan bir devlet kurmuşlardı. Başta Yabgu bulunuyor. Kül Erkin ünvanlı bir başbuğ ona naiplik yapıyor, orduyu Su-başı idare ediyordu. Yabgu Devleti’nin komşuları Peçenekler ve Hazarlar’la münasebetinin pek dostane olmadığını gösteren deliller vardı. İbn-iFadlan (10. asrın ilk çeyreği) ve El-Mes‘udi’ye göre, aralarında savaş eksik değildi. Harezm’in yerli hanedanı Afrigiler Oğuz baskısı altında idiler. Oğuzlar’ın doğudaki komşuları Karluklar ile de mücadele halinde oldukları, aralarındaki savaşlardan birinde, Oğuz Yabgusu’nun ölmesinden anlaşılıyor.

Diğer taraftan Kaşgarlı Mahmud, Oğuzlar’la Çiğiller arasında köklü bir düşmanlıktan bahseder. Kuzeyde Kimekler ile ise bazen dostça, bazen hasmane münasebetler devam edip gidiyordu. Bu Oğuzlar, umumî “Türk” adı yanında, yine siyasî bir isimlendirme olarak “Türkmen” adını da taşıyorlardı ki, Müslüman ülkelerine geldikten sonra İslam kaynaklarında bu isimle de anılmışlardır.

Oğuz Yabgu Devleti’nin tarihi hakkında başkaca açık bilgiye rastlanılmıyor. Son Oğuz Yabgusu olarak Ali Han adında birini zikreden ve Selçuklular’ın ilk zamanlarında bunları “can düşmanı” olarak Tuğrul ve Çağrı Beyleri hayli uğraştırdığını bildiğimiz meşhur Çend “hakimi” Şah-melik’i de Ali Han’ın oğlu olarak gösteren Reşidü’d-din’in (14. asrın ilk çeyreği) bu malumatı “destanî” mahiyette görülmektedir.




Avar Hakanlığı



Avarların Kökeni

Orta Avrupa'da, Frank krallığı ile Bizans imparatorluğu arasında, eski Hun, Sabar kalıntıları ve Ogur (Bulgar)'lar gibi Türk kütlelerinin desteği ile kudretli bir devlet kurarak, çeşitli Germen ve özellikle kalabalık İslav kabilelerini hakimiyetleri altına almak suretiyle 250 sene kadar (558-805) Avrupa siyasetine yön veren Avarların kimliği meselesi tarihçi ve dilcileri hayli uğraştıran başlıca konulardan biri olmuştur. Hala da, uzmanların fikir birliği haline geldikleri bir sonuç ortaya çıkmıştır denemez ise de, Avrupa Avar hakanlığı kurucularının Türklüğü, araştırmalar ilerledikçe daha da kesinlik kazanmaktadır.

Vaktiyle, Moğolistan'daki Ju-an-Juan devleti (4. yy. başları- 552/555)'nin Gök-Türkler tarafından yıkıldıktan sonra, tahminen 20 bin kişilik bir kütlenin batıya doğru göçtüğüne dair Bizans tarihçisi Th. Simokattes (7. yy. 2. çeyreği)'deki bir haber 558'de Bizans'ın doğu sınırlarından elçi göndererek kendilerine yardım ve yerleşecek arazi verilmesini rica eden kütle ile, Orta Asya'dan batıya yöneldikleri, daha sonra da Avrupa içlerine ilerledikleri söylenen bu grup arasında bir bağlantı kurulmasına yol açmış ve Juan-Juanların umumiyetle ve hatalı olarak "Avar" ve çok defa "Asya Avarları" diye anılması bu bağlantı fikrini kuvvetlendirmiş, diğer taraftan Juan-Juanlar Moğol kabul edildiklerinden, Avrupa Avarlarının da aynı soya mensup bulunması tabiî sayılmaya başlanmıştır ki, geçen asır sonlarında Moğolistan'da, Avrupa Avarlarını hatırlatan Var-guni (Bar-guni) adlı bir kabilenin yaşadığının tesbit edilmesine ilaveten, Macaristan'da Avar çağına ait mezarlardan çıkarılan insan iskeletlerinin çoğunlukla Mongoloid bulunduğunun beyanı ve üstelik Avar hakanının adı olan Bayan'ın Moğolca bir kelime oldu-ğu iddiası, bu kanaatı perçinlemiş gibidir.



Hazar Hakanlığı



Hazarların Kökeni ve Dili

Doğu Avrupa’da ilk muntazam devlet kuran kavim Hazarlar’dır. Hazarlar, Orta Asya’da halis bir Türk kavmi idiler. 7.-10. yüzyıllarda kuvvetli teşkilatı, canlı ticarî faaliyeti, dinî hoşgörüsü ve iktisadî refahı ile Kafkaslar ve Karadeniz'in kuzey düzlüklerinde İtil (Volga)'dan Özü(Dnyeper)'ye, Çolman(Kama)'a ve Kiyef'e uzanan sahada siyasî istikrar sağlayan Hazar hakanlığı Doğu Avrupa tarihinde büyük rol oynamış en mühim Türk devleti olarak görünmektedir.

Hakanlığa ad veren Hazarların (Arapça’da al-Hazar, İbranicede Hazar, Kozar, Latincede Chazari, Gazari, Grekçede Khazaroi, Rusçada Kozar, Kozarin, Macarcada Kazar, Kozar, Ermenicede Hazir-k, Gürcücede Hazar-i), Sabar Türklerinin devamı oldukları İslam tarihçisi el-Mes'üdî'nin (10. yüzyıl) bir kaydı ile de kuvvet kazanmıştır. Ona göre, İranlıların "Hazar" dedikleri topluluk Türkler tarafından "Sabar" (Sebir) diye anılır. Sabar adı yerine Hazar tabirinin hemen aynı manaya gelmesi de bunu teyid eder.

Hazarları meydana getiren ahalinin yalnız eski Sabar Türkleri'nden ibaret olmadığı, aslen Sabar olan Semender ve Belencer adlı iki Hazar boyundan başka, hakanlık topraklarında yaşayan zümreler arasında çeşitli Türk guruplarının yer aldığı da şüphesizdir. Hazar ülkesinde Y'li (doğu) Türkçe (Hun, Gök-Türk, Uygur lehçesi) yanında R'li (batı) Türkçe (Ogur-Bulgar lehçesi) de konuşuluyor, ayrıca Fin-Ugor (Macarca) ve diğer mahallî diller kullanılıyordu.

Bu, bölgede cereyan eden tarihî hadiselerin tabiî sonucu idi: Hazar devletinin ana toprakları durumunda olan Itil-Kafkaslar-Don arası saha, doğudan batıya gelişen büyük göç hareketlerinin yolu olduğu için, Hunlardan, Ogurlardan, Fin-Ugorlardan. Avarlardan burada kalan kütleler hayatlarını devam ettiriyorlardı.



Peçenekler, Uzlar ve Kuman (Kıpçaklar)



Peçeneklerin Kökeni

Orta Asya'dan batıya Türk göçlerinin son büyük dalgasını (9. 11. asırlar) meydana getiren Türk boylarından ilki, Peçenekler, Gök-Türk hakanlığına dahil kütlelerden biri idi. îhtimal On-ok'ların (Türgişlerin) bir kısmını teşkil etmek üzere Isık Göl-Balkaş dolaylarında yaşamışlar, Batı Gök-Türk hakanlığının çözülmesinden (7. yüzyıl ortaları) sonra da, belki Karluk devletinin kuvvetlenmesi üzerine Seyhun nehrine doğru gelişen Oğuz hareketi karşısında Batı Sibirya'ya çekilmek zorunda kalmışlardır (8. asrın 2. yarısı).

Kaşgarlı Mahmud'da Peçeneklerin bir Oğuz boyu olarak gösterilmesi, bu Oğuz-Peçenek itişmelerini ve komşuluğunu belirtir. Bizans imparatoru K. Porphyrogennetos'a göre, geriden gelen Oğuz baskısı sonucunda batıya çekilen Peçeneklerden bir bölük Oğuzların yanında kalmıştır ("Oğuz Peçenek") ki, Kaşgarlı'daki Oğuz boyları listesinde yer alan "Peçenek" bunlar olmalıdır


Kumanlar



Kuman Adı, Menşei ve Irki Özellikleri

Adlarının mana ve menşei ile kavmî terkipleri yıllardır münakaşa edilegelmekte olan Kumanlar kaynaklarda başka başka isimler altında zikredilmişlerdir. Bu bakımdan bozkırlı Türk toplulukları arasında istisna teşkil ederler. Onlara Bizanslılar ve Latinler "Kumanos, Kumanoi, Cumanus, Ko- mani", Ruslar "Polovets", Almanlar ve diğer Batılı milletler "Falben, Falones, Valani, Valwen, Pallidi", Ermeniler "Khartes", Macarlar "Kun", İslamlar Kıpçak" (Kıfşak, Khıfçakh) demişlerdir.

Ruslar, Almanlar, diğer Batılılar ve Ermeniler tarafından verilen isimler aslında renk (sarı, sarımsı, açık sarı, saman sarısı) ifade eder. Adlarının ilk defa geçtiği Rus Kronikinde (1055-1056'lardan hatıra) Türkmen, Peçenek ve Tork (Uz)'larla aynı cinsten olduklan belirtilen Kumanlar anlaşıldığına göre buralarda, daha ziyade dış görünüşleri ile tanıtılmak istenmiştir. Gerçekten doğulu, Batılı bütün kaynaklar Kumanların, kumral saçlı sarışın olduklarında fikir birliği halindedirler.

İbn Hurdadbih (885'lerde)'den itibaren îslam ve sonra Gürcü kaynaklarında geçen Kıpçak adı Türkçe olarak ("öfkeli, birden kızan") şeklinde açıklanmakta, Kuman ve Kun adlarının Türk lehçelerinde de "sarımtrak", "solgun" manasına geldiği bildirilmektedir.

Kuman-Kıpçakların menşeine dair ilk geniş araştırmayı yapmış olan J. Marquart'ın Kumanları Uzak Doğu'da Amur nehri dolaylarında yaşadığını ileri sürdüğü "Murqa" adlı bir Moğol kavminin "Kun" kabilesine bağlama iddiası, onun kaynaktaki bazı kelimeleri yanlış okuması (Arapça "fırka" sözünü kavim adı sanarak "Murqa") dolayısiyle kabul edilmemiştir. "Kun" isminin, yine bir Moğol-Tibet karışımı olan T'u-yü-hun kavim adından kısaltma olabileceğine dair G. Haloun'un düşüncesi de ikna edici görünmemiştir.

Çünkü beyaz ırkın seçkin vasıflarını taşıyan Kumanların çehrelerinde ve bedenî yapılarında hiçbir Moğol çizgisi bulunmadıktan başka, Kuman-Kıpçak dilinde de Moğolca unsurlara rastlanmamaktadır. Fakat Kumanların ırkî özellikleri bazı araştırıcıları, onlarla Arî'ler (Hind-Avrupalılar) arasında ilgi kurmağa sevk etmiştir. Gerek soy, gerek kültür bakımından Türk'ü Moğol'dan pek ayıramadıkları bilinen ve aralarında J. Marquart, P. Pelliot, W. Barthold, D. Rassovsky vb.'nın da bulunduğu Batılı bilginler, Türkler'e ait saymadıkları Kuman tipinin nihayet Moğol bölgesinde Türkleşmiş bir Hind-Avrupalı kavimden ileri gelebileceği üzerinde durmuşlardır.


Oğurlar (Bulgarlar)



Bulgar Adı

Bulgarlar için de 150 yıldan fazla bir zamandan beri menşe aranmış ve Urallı, Fin, İslav, Tatar vb. asıllı olduklan iddia edilmiştir. Nihavet Türk asıldan geldiklerine dair önce Vambery tarafından ileri sürülen görüş G. Feher'in arkeolojik ve Gy.Nemeth'in linguistik araştırmaları ile kesinlik kazanmıştır.

Kavim adı olarak "Bulgar" kelimesi 5. asrın 2. yansından önce mevcut değildi; ilk defa, 482 yılında, Bizans imparatoru Zenon'un, Doğu-Got'larına karşı savaşmak üzere, askerî yardımlarına müracaat ettiği Karadeniz kuzeyindeki topluluk ismi olarak ortaya çıkmıştır. Bulgar adı bir tarihî hadiseden doğmuş idi: Avrupa Hun hükümdarı Attila'nın ölümü üzerine evlatları ile tabi kavimler arasında patlak veren mücadelelerde Attila'nın 2. oğlu Dengizik'in 469'da ölümünden sonra, bunun küçük kardeşi Irnek idaresinde Orta Avrupa'yı terkeden Hun kütleleri Karadeniz kıyılarında buluştukları başka Türk zümreleri ile karışmışlardı. Bu karışmadan doğan yeni topluluk Türkçe "Bulgar" diye anılmağa başladı.




Kimekler



Ortaçağ'da Türk Anayurdu'nun batı kesiminde yaşayan Kimekler (Kimegler), eski ve büyük bir Türk ulusudur. VIII. yüzyıl ortalarından XI. yüzyıl ortalarına değin süren bir devlet de kurmuşlardı.

Kaynaklar

Kimekler'in yaşamış olduğu bölgenin yerli tarih kaynakları son derece kıttır. Orada yürütülen arkeoloji araştırmaları pek yetersiz bulunduğu gibi, yazılı tarih kaynakları da henüz ele geçmediğinden, Kimek Ülkesi'nin iç haberleri yoktur. Kök-Türk çağı yazıtlarında (VIII. yy.) Kimekler veya bu boybirliğinde bulunan öteki boylar üzerinde bilgi verilmemektedir.

Komşu bölgelere ait yabancı kaynaklar da titizlikle taranarak, incelenmemiştir. Çinlilerin kuzeybatı yönünde ve oldukça uzakta bulunmalarına rağmen onların Kimekler'i bildiklerini Saray Yıllıkları'ndaki kayıtlardan anlaşılmatadır. Bazı eski kayıtlarda, IX. ve X. yüzyıla ait İslâm coğrafya eserlerinde bulunuyor. Bunlar düzenli ve etraflı değil, tüccar ve gezginlerden derlenmiş küçük bilgilerden ibarettir.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !